<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>CAHİT ÇERÇİOĞLU (잫읻 젤지옥루) &#187; Türkçe</title>
	<atom:link href="http://cahit.hayalet.net/blog/cat/turkce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://cahit.hayalet.net/blog</link>
	<description>&#34;Consistency is the last refuge of the unimaginative.&#34;, Oscar Wilde</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 21:45:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
	<div id='fb-root'></div>
					<script type='text/javascript'>
						window.fbAsyncInit = function()
						{
							FB.init({appId: null, status: true, cookie: true, xfbml: true});
						};
						(function()
						{
							var e = document.createElement('script'); e.async = true;
							e.src = document.location.protocol + '//connect.facebook.net/en_US/all.js';
							document.getElementById('fb-root').appendChild(e);
						}());
					</script>	
						<item>
		<title>RADYO 1 yaşında</title>
		<link>http://cahit.hayalet.net/blog/935/radyo-bir-yasinda/</link>
		<comments>http://cahit.hayalet.net/blog/935/radyo-bir-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Sep 2010 05:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cahit Crcioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[iPhone]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[trt]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cahit.hayalet.net/blog/?p=935</guid>
		<description><![CDATA[RADYO uygulaması 1 yaşını doldurdu! Ayrı ayrı her ülke için birer uygulama hazırlanması yerine, 8 farklı dil ve 60dan fazla ülke tek bir uygulamada toplandı ve tek bir uygulama ücretiyle sunuldu. Amaç para kazanmaktan önce kaliteli bir ürün çıkartmak, yeldeğirmenlerine karşı savaşmaktı. 12 ayda 12 kez sürüm güncellemesi ve 92 kez kanal güncellemesi yapıldı. 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='wpfblike' style='height: 40px;'><fb:like href='http://cahit.hayalet.net/blog/935/radyo-bir-yasinda/' layout='default' show_faces='true' width='400' action='like' colorscheme='light' send='false' /></div><p><img class="size-full wp-image-937 alignleft" style="margin: 5px;" title="iPhone Radyo Nazar değmesin" src="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2010/09/nazardegmesin.jpg" alt="" width="100" height="167" /></p>
<p>RADYO uygulaması 1 yaşını doldurdu!</p>
<p>Ayrı ayrı her ülke için birer uygulama hazırlanması yerine, 8 farklı dil ve 60dan fazla ülke tek bir uygulamada toplandı ve tek bir uygulama ücretiyle sunuldu. Amaç para kazanmaktan önce kaliteli bir ürün çıkartmak, yeldeğirmenlerine karşı savaşmaktı.</p>
<p>12 ayda 12 kez sürüm güncellemesi ve 92 kez kanal güncellemesi yapıldı.<br />
 6 ay tüm uygulamalar içinde ilk 10da, 12 aydır kendi kategorisinde ilk 10da, ve 76 ülkede farklı zamanlarda ilk 50de yer aldı.</p>
<p>350 özel Türk radyosunu da bünyesinde barındıran ve TRT gibi windows media yayın yapan kanalları da destekleyen uygulama, ShoutCAST desteği ile toplam 50.000 radyo kanalının dinlenmesine olanak vermektedir.</p>
<p>Radyo uygulamasını Apple cihazlarının standart bir uygulaması haline getiren ve destekleriyle bu tür projelerin üzerinde çalışılabilmesi için fırsat veren Türkiye halkına sonsuz teşekkürlerimi sunarım.</p>
<p><a href="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2010/09/Screen-shot-2010-09-19-at-06.54.56.png"><img class="aligncenter size-medium wp-image-936" title="iphone radyo reviews" src="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2010/09/Screen-shot-2010-09-19-at-06.54.56-300x129.png" alt="" width="300" height="129" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cahit.hayalet.net/blog/935/radyo-bir-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Uygulamanın Acımasız Testi</title>
		<link>http://cahit.hayalet.net/blog/705/bir-uygulamanin-acimasiz-testi/</link>
		<comments>http://cahit.hayalet.net/blog/705/bir-uygulamanin-acimasiz-testi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 17:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cahit Crcioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[iPhone]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cicibebe]]></category>
		<category><![CDATA[leak]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cahit.hayalet.net/blog/705/bir-uygulamanin-acimasiz-testi/</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='wpfblike' style='height: 40px;'><fb:like href='http://cahit.hayalet.net/blog/705/bir-uygulamanin-acimasiz-testi/' layout='default' show_faces='true' width='400' action='like' colorscheme='light' send='false' /></div><p>
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="651" height="488" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10089550&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="651" height="488" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10089550&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cahit.hayalet.net/blog/705/bir-uygulamanin-acimasiz-testi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iPhone&#8217;da Televizyon İzlemek ve İzletmek</title>
		<link>http://cahit.hayalet.net/blog/591/iphoneda-televizyon-izlemek-ve-izletmek/</link>
		<comments>http://cahit.hayalet.net/blog/591/iphoneda-televizyon-izlemek-ve-izletmek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 14:27:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cahit Crcioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[gsm]]></category>
		<category><![CDATA[iPhone]]></category>
		<category><![CDATA[izle]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cahit.hayalet.net/blog/?p=591</guid>
		<description><![CDATA[3G&#8217;nin de Türkiye de kullanılmaya başlamasıyla, özellikle GSM şirketleri mobil televizyon hizmeti vermeye başladılar. Ne yazık ki iPhone&#8217;da nasıl yapacaklarını henüz çözememiş olacaklar ki, televizyonun izlenemediği nadir cihazlar arasında şu anda iPhone da bulunuyor. Bu yazı kimler için? iPhone larından televizyon izlemek isteyen kullanıcılar için. iPhone&#8217;a uygulama geliştiren kişiler ve firmalar için. iPhone da televizyon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='wpfblike' style='height: 40px;'><fb:like href='http://cahit.hayalet.net/blog/591/iphoneda-televizyon-izlemek-ve-izletmek/' layout='default' show_faces='true' width='400' action='like' colorscheme='light' send='false' /></div><p>3G&#8217;nin de Türkiye de kullanılmaya başlamasıyla, özellikle GSM şirketleri mobil televizyon hizmeti vermeye başladılar. Ne yazık ki iPhone&#8217;da nasıl yapacaklarını henüz çözememiş olacaklar ki, televizyonun izlenemediği nadir cihazlar arasında şu anda iPhone da bulunuyor.</p>
<p><strong>Bu yazı kimler için?</strong></p>
<ul>
<li> iPhone larından televizyon izlemek isteyen kullanıcılar için.</li>
<li>iPhone&#8217;a uygulama geliştiren kişiler ve firmalar için.</li>
<li>iPhone da televizyon kanallarını canlı olarak izletebilmek isteyen firmalar için.</li>
</ul>
<p><strong>Bu yazı ne için?</strong></p>
<p>Yukarıda sıralananlar için, doğru bilgilendirilmeleri ve mağdur olmamaları için.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-601 aligncenter" title="iPhone'da televizyon izlemek" src="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2009/09/tvtv.jpg" alt="iPhone'da televizyon izlemek" width="476" height="262" /></p>
<p><span id="more-591"></span><br class="spacer_" /></p>
<p><strong>iPhone&#8217;da televizyon izlemek mümkün mü? (canlı yayın)<br />
 </strong></p>
<p>İnternete yayınlarını veren ve örneğin Windows Media Player ile izlenebilmesini sağlayan ( ama bununla kısıtlı da kalmayan ) televizyon kanalları ( ki şu aralar bir çok televizyon kanalı internet tarayıcısı üzerinden canlı yayının izlenmesine imkan veriyor ) iPhone üzerinden izlenebilir. İzlenebilir fakat yayın kaliteli bir yayınsa, takılmalar, yayını izlemek istemeyeceğiniz kadar rahatsız edici olacaktır. Bunun öncelikli sebebi Apple&#8217;ın iPhone içerisindeki bazı fonksiyonları gizli tutması. Yeni nesil iPhone 3GS modelinde ise, bu takılmalar oldukça azalabilir hatta hiç takılmadan izleme şansınız olabilir.</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><strong>Canlı yayın izlemek isteyen kullanıcılar meraklanmasın</strong></p>
<p>Yakın zamanda, televizyon uygulamalarının sayısı artacağı gibi, bu yazımda biraz sonra bahsedeceğim teknikle de yayın yapan pek çok kanal ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla iPhone kullanıcıları televizyonsuz kalmayacak!</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><strong>Televizyon yayını yapmak isteyen kanalların seçenekleri neler?</strong></p>
<ul>
<li>Kaliteyi ve yayın formatını basit tutup, yeni nesil iPhone3GS kullanıcılarını kendilerine hedef kitle olarak belirlerlerse hiç bir sorun yok. Özel bir şey yapmadan, standard yayınlarını iPhone&#8217;dan yine izletebilecekler. Fakat iPhone tarafındaki yazılım biraz daha emek isteyecektir. Dolayısıyla, iPhone&#8217;a yazılım yapan çözüm ortaklarına daha çok iş düşebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kaliteyi ve yayın formatını iyice basit tutup, mevcut iPhone3G kullanıcılarını hedeflerlerse, kısa takılmaları kabul ederek bir üstteki seçenekteki şekilde yayınlarını yine yapabilirler.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;">Şu an için, yukarıda yazdığım yöntemlerin hiç birisiyle, (App Store&#8217;dan çekilebilecek) bir uygulama ile kaliteli ve takılmayan görüntüyle yayın yapamazlar. Peki &#8220;cam&#8221; gibi canlı televizyon yayınını iPhone ile izlemek hayal mi? Böyle bir yayın vermek hayal mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Hayır.</strong></p>
<ul>
<li>iPhone OS 3.0 ile beraber gelen Apple tarafından kapalı kutu olarak tasarlanmış bazı servisler yardımımıza koşuyor. Bu durumda, iPhone OS3.0 işletim sistemi yüklü tüm cihazlara kaliteli video yayını yapmak çok kolaylaşıyor. Fakat unutulmaması gereken, iPhone&#8217;unu güncelleme alışkanlığı olmayan kişilerin bu hizmeti kullanamayabilecek olmaları. Bu yöntemin kullanılmasının <strong>avantajları</strong>:
<ul>
<li>Televizyon kanalları gurur duyabilecekleri bir görüntü kalitesi sunarlar.</li>
<li>Aracı firmalar para kazanır. (aracı firmalara avantaj)</li>
<li>Kompleks bir iPhone uygulaması gerekmez. Hatta yeni bir uygulamaya bile gerek kalmadan televizyon izlenebilir. Bu durumda bu projeyi gerçekleştirecek olan çözüm ortakları da daha az zaman ve emek harcarlar, haliyle televizyon kanalı daha az ücret öder.
<p><strong>Dez avantajları</strong> ise<strong>:</strong></p>
</li>
<li>Kullanıcı tarafına az yatırım yapılsa bile sunucu tarafına daha çok yatırım yapılması gerekecek. Bu projeyi yapan kişi ya da firmalara ödenen ücretten çok, projenin ilerlemesi için harcanacak veri transfer ücreti. Bu hizmeti veren yerler eğer az bir kullanıcı kitlesini hedefliyorsa,düşük bir rakam ile yayın yapabilirler. Fakat çok kullanıcıyı hedefleyen firmalar (televizyon kanalları), bir tür dijital yayıncılık yapacakları için (bir nevi youtube) bu trafiği kaldırabilmek için para harcamaları gerekecek. Bu noktada yeni bağımsız firmalar ortaya çıkarak, bu konuda çözüm ortaklığı önerebilirler. Teklif ettikleri ücretler, sözleşmedeki aynı anda kabul edilebilecek izleyici sayısı ve kesintisizlik süreleri de göz önünde bulundurularak uygun bulunurlarsa anlaşılabilirler. Bu durumda aradaki firma iyi hesap yapmamışsa batar. İyi bir hesap yapmışsa, güzel paralar kazanacaktır. Aynı anda çok kullanıcı girmeyecekse ve yayının kesintiye uğramadan sunulabilmesi önemli değilse, televizyon kanalının fazla para harcamaması gerekir, aksi taktirde aracı firma/çözüm ortağı, fiyatları gereğinden yüksek tuttuğu anlamına gelir.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<ul>
<li>Eğer iPhone&#8217;unuz ile televizyon izlemek istiyorsanız, biraz sabredin.</li>
<li>Eğer zaten televizyon kanallarına benzer hizmet veren bir firmaysanız, biraz araştırmayla yeni yöntemlere de yatırım yapabilirsiniz ve ürün yelpazenizi genişletebilirsiniz.</li>
<li>Eğer iPhone yazılımcısı iseniz, etraftan duyduklarınız sizi yıldırmasın, iPhone ile kolaca televizyon uygulaması hazırlayabilir ya da hazırlanmasına katkıda bulunabilirsiniz.</li>
<li>Eğer TV yetkilisi iseniz, merak etmeyin, bütçenize uygun olarak böyle bir yayının verilmesini/böyle bir projenin hazırlanmasını sağlayabilirsiniz. Profesyoneliz ve başka çareniz yok diyen firmalara hemen inanıp, hayallerinizden vazgeçmemelisiniz.</li>
<li>Eğer Turkcell, Avea, Vodafon gibi bir GSM şirketiyseniz, yaşadınız (: Tüm tv kanallarıyla anlaşarak ilgili yayını projenize dahil edebilirsiniz!</li>
<li>Bu arada, Digiturk&#8217;ün henüz bu tür uygulamalarla çıkmamış olması şaşırtıcı, Digiturk zaten web-tv projesine sahipken, biraz daha yatırımla onu mobile taşıyabilir. ( iPhonela sınırlı kalmadan )</li>
</ul>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p>Tüm bu yazıları;</p>
<ul>
<li>Uzun bir süredir yazılım sektöründe yer alan,</li>
<li>Sosyal medyayı takip eden,</li>
<li>Teknolojiyi takip eden,</li>
<li>iPhone&#8217;a uygulamalar yazan ve bu yazıda bahsettiğim yöntemlerle televizyon kanallarının iPhone üzerinde izlenebilmesini sağlayan bir uygulama <em>da</em> yazan,</li>
<li>Emeğe değer veren ve haksız kazanç sağlayabilecek kişilerden hoşlanmayan,</li>
<li>Sadece bildiği kadar konuşup, tahmin edebildiği kadar yorum yapan biris olarak yazıyorum.</li>
</ul>
<p><br class="spacer_" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cahit.hayalet.net/blog/591/iphoneda-televizyon-izlemek-ve-izletmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasta Adamlar</title>
		<link>http://cahit.hayalet.net/blog/441/hasta-adamlar/</link>
		<comments>http://cahit.hayalet.net/blog/441/hasta-adamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 17:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cahit Crcioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[ceo]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gülümsemek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[iş veren]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cahit.hayalet.net/blog/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[Hasta Adamlar   ( Kişisel Gelişim Kitapları Yetmez )   Cahit Çerçioğlu   Haziran, 2009     Bu yazıyı okuyanlar, eğer yönetim tarafındaysa, sonuna kadar okumadan sinirlenebilir, diğer taraftan sadece çalışanlarsa, ya kendilerini evde gibi hissederler, ya da neyseki bizde böyle bir şey yok derler. ( genellikle olmadığını sanarlar ) Lütfen bu yazıyı sakin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='wpfblike' style='height: 40px;'><fb:like href='http://cahit.hayalet.net/blog/441/hasta-adamlar/' layout='default' show_faces='true' width='400' action='like' colorscheme='light' send='false' /></div><p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><span style="font-family: Georgia,serif;"><span style="font-size: large;"><strong>Hasta Adamlar</strong></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><span style="font-family: Georgia,serif;"><strong><em>( Kişisel Gelişim Kitapları Yetmez )</em></strong></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><span style="font-family: Georgia,serif;"><span style="font-size: medium;"><em>Cahit Çerçioğlu</em></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><span style="font-family: Georgia,serif;"><span style="font-size: small;">Haziran, 2009</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bu yazıyı okuyanlar, eğer yönetim tarafındaysa, sonuna kadar okumadan sinirlenebilir, diğer taraftan sadece çalışanlarsa, ya kendilerini evde gibi hissederler, ya da neyseki bizde böyle bir şey yok derler. ( genellikle olmadığını sanarlar ) Lütfen bu yazıyı sakin bir şekilde sonuna kadar okumayı deneyin, eğer yapamam diyorsanız, burada bırakın. Bu yazının hazırlanmasının sebebi, çalışanların, işlerinden olma korkusuyla seslerini “gerçek” manada çıkartamamaları ve şirketlerin, medya ve pazarlama güçlerini kullanarak tüm çıkan bu seslerin ya gürültü olarak algılatmaları ya da susturmaları.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"><br />
</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span id="more-441"></span><span style="font-family: Georgia,serif;"></span><span style="font-family: Georgia,serif;">Osmanlı son zamanlarında “Hasta Adam” diye nitelendirilmişti. Ne kadarı doğru ve ne kadar doğru bilinmez, fakat bu kelime grubuyla ifade edilmek istenenin ne olduğunu biliyoruz; bazı şirketler ise sürekli “Hasta Adam” durumunda geziyor, ama iteleyen olmadığından kaldırımdan pek düşmüyor, ya da kameraya gülümsemeyi unutmadığından, kimse elbiselerin altını görmüyor.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Özellikle internet üzerine projeler geliştiren, sosyal medyayla uğraşan ya da en azından bilgisayar yazılımı üreten ufak görünümlü ama büyük işler yapıyor gibi görünen firmalar bu yazının çıkış noktasıdır, fakat yer alan örnekler pek çok kişiye tanıdık gelebilir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bu yazıyı yöneticiler neden okumalı? Her ne kadar kalemlerin içerisinde gizli kameralar bulunduruyor olsalar da, çalışanlar arasında akrabaları olsa da, arayı sıcak tuttukları ve konuşulanları, olan olayları aktaracak has çalışanları olsalar da, tam olarak içeriden birisinin anlatmadığı sürece ne şirketlerinin durumunun farkına varabilirler, ne yaptıklarının. Bu satırlara kadar önyargılı okuduysanız, okurken başınızın sağ ve sol arka taraflarındaki damarlar şiştiyse, ya da gözünüze vuran basınç başınızı ağrıttıysa, yazının devamını okumayın.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bu yazıyı çalışanlar neden okumalı? Çoğunlukla ve haklı olarka çalışanlar kazançlarını düşünürler. Maaşlarından, işlerinden olmak istemezler; hem yaşamlarını sürdürecek paraları olmaz, hem de çevresel sebeplerden baskı altında kalırlar. Bu esnada, yaptıkları işten, çevresinin kendilerine bakış açısından ve yapılan görevlendirmelerden dolayı, çalışan kişi kendisini küçük görmeye eğilimlidir. Dışarıya kendini, kendine güveni çok fazlaymış gibi gösteren kişiler de içten içe bunu yaşarlar; çünkü, doğanın kanunudur bu bir tür. Bu yazıyı okuyarak, yaşadıkları olası durumların, kendilerine has olmadığını, eğer işlerini iyi yapıyorlarsa başka bir yerde benzer bir iş bulabileceklerine inanmalarını, kendilerine güvenmelerini sağlayabilirler. ( Elbette ki “Herkes istifa etsin, hemen iş bulunabilir.” manasında yazmadım ) Bu bir kişisel gelişim yazısı olmasa da, paylaşılan sorunlar, çözümler, genellikle dinleyene de dinletene de bir şeyler katar.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Şirkette çalışanlar dört büyük başlık altında incelenebilir. Birincisi severek, tamamen yaptığı işten mutlu olanlar, ikincisi ne yaptığı çok da önemli olmayan, para getiren herhangi bir şeyi, kişisel haklarına zarar gelmediği sürece, “mutsuzluk” hissetmeden yapan, kendilerini otopilota bırakmış kişiler, üçüncüsü, zorla çalışan ve yaptığı işten mutsuz olanlar, sonuncusu ise, sürekli daha iyisini yapmak isteyen, bulunduğu yeri gerçekten ileri götürmek isteyen, fikirler sunup, uzlaşmaya varmaya çalışan, üretici kişilerdir. Bunların hiç birisi bir diğerinden daha iyi değildir; sadece kişisel tercihlerdir bunlar. Bu yazıda bu gruplardan karışık olarak bahsedilecektir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Şirket yöneticileri de kendi aralarında ayrılır. Babadan oğula geçen şirketler, baba parasıyla kurulan şirketler, piyangodan çıkan parayla kurulanlar, üniversiteden, liseden arkadaşlarla paraları ortaya koyarak kurulanlar, bisikletini parçalayarak tüm parçaları ayrı ayrı satıp, sonunda bisikletin tamamını satmaya kadar yükselenler. Şirket kurucuları tarafından dışarıdan alınarak yönetici kadrosuna getirilen ara katmandakiler bu yazının kapsamı dışındadır; fakat verilen örnekler, maşa görevi gördükleri sırada onların da farkında olmadan yaptığı şeyler olabilir. Farkında olarak bunu yapanlar da vardır, işte onlar madalyayı hakedenlerin bayrak taşıyanlarıdır, en önde gururla yürürler.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Hangi noktadan başlanırsa başlansın, bir şirket büyüdükçe evrim geçirir (geçirmeden büyüyemez). Yani şartlara ayak uyduracak şekilde değişir. Daha önceden gerek duyulmayan çok resmi bir organizasyon yapısı, birden bire çalışanların karşısına koyulabilir. Bu noktada yönetici “kültür şoku” kavramının benzeri olan bir şoku kendisi yaşasa da, çalışanlara uygun üslupla bunlar aktarılmadığı sürece, onlara daha çok zarar verecektir. Şirket büyüdükçe, daha önceleri mazlum olan, fakir ama gururlu genç, azgın bir canavara dönüşebilir. İçinde bulunulan kaos düzeninde, karşılaştıklarından günü kurtara kurtara sıyrılanlar, bu tecrübeleriyle kendilerine çok sağlam olduklarına inandıkları bir zırh örerler. ( kendilerince sağlamdır ) Artık o tatlı bakkal amca gitmiştir, daha çok para saymak için teraziyle bile oynamayı ister. ( oynar demiyorum ) Bu noktada, yönetici olduklarından, kimseden bir şeyler kolay kolay öğrenmek istemezler; “en üst komutanın komutanı mı olurmuş?” Bu sebeple “özel danışmanlık almak” adı altında firmalarla anlaşıp karşılıklı nasıl bir yapı izlenmesi gerektiğini, işeri büyütürken, iyice kurumsallaşırken ne gibi şeylerin olmazsa olmaz olduğunu ve nelerin yapılması gerektiğini “para karşılığında destek almak” olarak nitelendirerek “resmi” olarak alsalar da, aslında genellikle kişisel gelişim kitabı okurlar. Bu kişiler, her kitapçıdan geçtiklerinde, gözleri “iş” kategorisinin raflarına takılır. Nasıl Steve Jobs olunur, CEO olmanın sırları, Milyoner olmanın yolları, Çalışanların performansı nasıl artırılır, CEO&#8217;ya atılan lekeyi çitileyerek çıkartabilir misiniz, 7 günde CEO&#8217;luk, Kral yöneticinin not defteri, vs.. gibi kitapları görüp alırlar. Hem de bir seferde 2-3 kitap birden alırlar, bir diğer bilginin orada olduğunu bilip ellerinde olmadığını hissetmek çok rahatsız edici bir durumdur onlar için. Bu sebeple okumayacak olsalar bile alırlar o kitapları. Boş bir vakit bulduklarında, ( bulurlarsa – çok çalıştıklarından değil ), 10 sayfasını okuyup bırakırlar. Ya sıkılmışlardır ya da zaten bildikleri şeyin anlatıldığını gördüklerinden, vakit kaybetmek istemezler. Bir yönetici herşeyi biliyordur bile! Tabii ki bu kitapları alıp harıl harıl okuyanlar da var, ama sonuçlarının başarılı olduğu söylenemez. Hatta daha kötü bile etkileyebilir. Bir şeyi yarım uygulamak, hiç uygulamamaktan ne yazık ki daha kötüdür. Bunlar kişisel tecrübelerle ve başka kişilerin tecrübeleriyle de sabittir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Organizmaların doğasından dolayı, piramidin üstüne doğru çıkıldıkça, o organizmanın diğerleriyle etkileşimi değişir. İnsanda da böyledir. ( genellikle ) Üst noktalardakiler, alt katmanda çalışanları sadece birer ırgat olarak görürler. ( ırgatlık kötülenmüyor bu cümlede, sadece kıyaslama amacıyla kullanıldı) Hatta, “alt-üst” katmanların sınıflandırılmasını yapanlar da yine bu kişilerdir. İş yerinde olması doğal (ama şart olmayan) hiyerarşik düzende, insanların birer iş birliği içinde olduklarını bilmeleri gerekir. Çalışan, yöneten kişi olmazsa, ne kadar başarılı olursa olsun ortaya bir şey çıkartamaz. Yöneten ise, çalışanı olmadığında oturup onun işini yapamaz, yapabilecek kriterlere sahip olduğunu varsaysak bile bu sefer yöneten koltuğu boş kalır. Kağıt üzerinde üst üste yazılsa da bu isimler. Pratikte tüm isimlerin yan yana yazılması gerekmektedir. Tahterevalli, tek kişi oturursanız, poponuz yerden kalkmaz, tekrar inebileceğinizi bilseniz bile 1 kişi daha gerekir! Gerçek, başarılı yöneticiler, iş birliği yapacağı kişileri seçerken, kendilerinden daha kuvvetli, ağır kişileri  seçerler ve bu kişiler tahterevalliye oturduklarında, yöneticinin poposu asla yere gelmez. İş birliği yaptıkları kişinin poposunun bu durumda yerde olması ise ironik bir durum olabilir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"><br />
 </span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Başarılı yöneticiler, bir göreve getirdikleri kişilerin, eğitimlerini çok iyi bilmeliler ve onlardan maksimum nasıl yararlanabileceklerini ezbere bilmelidirler. Eğer yazılım işiyle görevlendirdiğin kişi, aynı zamanda endüstri mühendisi ise, “çok şanslısın!”, ama değerlendirebilirsen! Ne yazık ki bu kişiler genellikle yaptıkları işlerle uğraşmaya mahkumdur, çünkü yöneticileri sadece kitap okuyarak yönetici olmuşlardır Kendilerininin hiç bir fikri olmasa da, endüstri ile ilgili bilgi kıyaslamasında, her zaman için yönetici, bir yazılımcıdan üstündür. O yazılımcı dedikleri kişi, stratejik planlamaları, pazarlama  yöntemlerini, operasyon yönetimlerini, mühendislik organizasyonlarını yöneticiden çok çok daha iyi bilirler ( kimi zaman pratikleri yöneticilerden az olsa da, başarılı yönetici, o teorik bilgiyi oradan çekebilmelidir! Aksi taktirde kendisine de o çalışana da zarar veriyordur. Tam performansıyla kullanamıyordur.) Bir benzin deposu düşünün ağzına kadar dolu. Bu depoya, tam ortasından bir hortum bağlarsanız, yarısından sonraki benzine asla ulaşamazsınız..</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bir yönetici bunu yaparak hem kendi cebinden kaybeder, hem şirket çalışanının saygısını ve sevgisini kaybeder. Saygıysa, belki de herşeyin üstünde tutulması, korunabilmesi gereken bir şeydir. Bu saygıyı kaybederseniz, tahmininizdeki karlılığa asla elinizdeki personel sayısıyla ulaşamazsınız. Bu saygıyı kaybederseniz, iş yerindeki mutluluğu kaybedersiniz. Çevrenize, “biz bir aileyiz” mesajı  verseniz de, en kötü aile ile bile kıyaslansa, ortada aslında bir aile yoktur. En kötüsü de, inatla olduğuna kendilerini inandırmalarıdır. İş yerinde mutluluğun gereğine inanmayanlar konumuzun dışında diyemiyorum, çünkü aslında “tam” ortasındalar. Ne kişisel gelişim kitapları, ne doğum günü  pastanıza dikilen ( ya da çok olduğu için sembolik 1 tane dikilen ) mumların sayısı, sizi bir konunun üstadı yapmaz. Ne zaman ki mutsuzluk ve saygı eksikliğinin olduğu bir ortamda, kimse gerçek performansını göstermeden – gösteremeden, bir şirket büyümeye çalışırsa ya da o büyüklüğünü korumaya çalışırsa, o zaman “Hasta Adam” olarak nitelendirilebilir. İçeride huzuru sağlayamazsanız, içeridekileri ailede gibi hissettiremezseniz, saygı göstermezseniz, O insanlar da alırlar başlarını giderler. Sizse, “o gitsin, yerine birini bulması kolay, kimse vazgeçilmez değildir” diyerek gülümseyerek kendinizi kandırmaya devam edersiniz.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bir başka konu da, şirket çalışanlarının vazgeçilmezliği konusudur. Bu cümle, olaydan olaya, kişiden kişiye, şirketin işine gelen neyse o şekilde değişiklik gösterebilir; bu durum en tehlikeli durumdur! Eğer çalışanın ( birlikte para kazandığınız, iş birliği yaptığınız aile ferdin ) sayesinde bir başarıya ulaştıysan, onun arkasından, o işi herhangi birisinin yapabileceği fikrinden uzak durmalısın. Aksi taktirde, sadece “ben zayıf değilim” mesajı vermeye çalışırken komik duruma düşersin. Elbette ki, yapılan bir iş önünde sonunda, bir başkası tarafından anlaşılarak devam ettirilebilir, fakat; yeni kişi ile, beklenen sürede aynı performansı almayı ummak bile hatadır. Giden kişinin yaptığı işleri küçümsemek en büyük saygısızlık örneğidir. Örneğin büyük bir projede uğraşmış bir kişinin yerine, daha sonradan henüz mezun olmamış stajyer bir öğrenciyi getirir ve cahil bir şekilde o kişinin projeyi geliştirip daha da ileriye götürebileceği düşünülür. Hele ki çok hızlı adımlarla ilerlemesi gereken önemli projelerdense. Burada ortaya çıkan yine farklı durumlar var. Ya yönetici, o projede sarfedilen emeği bilmiyor, zorluğunu bilmiyor, ya da herkes herşeyi yapar diye düşünüyor. Bu noktada çalışan kişi, “gel buraya otur, ben senin işini yapayım” deme hakkına sahip olur. ( bu saçma bir fikir olsa da ) Bir yöneticinin, kendi projelerinden haberinin olmaması ya da 5. kişilerden haber alması ne kadar vahim bir durumdur siz tahmin edin.Bu noktada sadece giden kişinin değil, hala çalışan fakat olayı gören diğer kişilerin de saygılarını yitirirsiniz, sizi gördüklerinde içten gülümseyen o insanlar, artık ya gülümsemez, ya da o iğrenç ve katlanılamaz sahte gülümsemeyi bırakırlar size. Her ay çalışanını değiştirerek bir işi götürebilen şirketler yok değildir elbette; fakat, bu şekilde ilerleyen şirketler, rakiplerinin yükseliş hızına göre düşüşe geçerler. Liderlikleri sadece rakipsizliğe kalır. Öte yandan, aslında az önce de sözü geçtiği gibi, Hiçbir çalışan vazgeçilmez değildir, sadece  yapılan işi bilerek ona göre tepki vermek gerekir. Aynı şirketler, başka durumlarda bu durumun tersini de uygularlar ve aslında şirkete zarar veren, aile fertlerince günaydın bile denmek istenmeyen, o geldiğinde sohbeti kesip herkesin işine geri döndüğü, projelere maddi ve manevi zarar veren, eğitimi aslında yeterli olmayan kişileri bazen birer elmas bulmuş gibi tutar şirketler. Bunun altında genellikle yönetciliern eğitim geçmişleri yatar ya da  inatla tuttukları bu kişilerin ellerinde bir koz vardır. Belki de yöneticilere şantaj yapıyordur?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Akıl sır erdirilemeyecek şekilde, hem diğer çalışanlarca sevilmeyen, hem yaptığı iş açısından bulunmaz hint kumaşı olmayan, eğitim seviyesi düşük, akrabadan olmayan bir kişinin bu kadar tutulmasının zararlarına bakalım şimdide.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Şirkette çalışanların %50&#8242;si bu kişi ile birlikte çalışmak istemiyorsa (Geri kalan %50si yönetici ve). Projelerdeki düzenlemeler, güncellemeler ve trend takibi bu sebeple sekteye uğruyorsa, faydalı, başarılı, istekli elemanlar bu kişiyi şirkette tutmak uğrunda kolayca harcanıyorsa, tüm hataların görülmesine rağmen bu kişiye çeşitli ödüller alınıyorsa ( kafa dağıtmak, başka yöne yönlendirmek gibi kişisel gelişim kitaplarındaki önerilerin arasından, magazinciler gibi cımbızla kelime seçerek oluşturulan cümlelerden esinlenerek ), o şirketin ömrü, şirketin parasının biteceği güne kadardır, ya da bu şekilde bir kişi sabit, diğerlerini yerlerinden oynata oynata bunu yapıyorsa şirket, rakibi çıkıncaya kadardır sefası. Bahsi geçen kişinin kendi durumunu konuşmak, tartışmak acımasızlık olur. Çünkü insan kendisine davranıldığı gibi kendisini yetiştirir. Eğer bir yönetici, aradan seçtiği bir kişiyi kukla gibi kullanıyorsa ve sahte gülümsemelerle, ödüllerle onu göklere çıkartıyorsa diğer çalışanlarının şikayetlerini kaale almadan, o zaman o aradan seçilen kişiye kızmak da çok doğru değildir. İpek Yolu&#8217;nde prenseslerle karşılaşmayı umması çok normaldir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bu yazı yazılırken, benzer olayları yaşayan kişilerin tecrübelerinden yararlanılmıştır. Her ne kadar gerçekler üzerine kurulu olsa da, kişileri ya da kurumları rencide etmemek için isimlerden bahsedilmemiş ve bazı konular farklı anlatılmıştır. Yazının yazılma sebebi hiç kimseyi ya da şirketi kötülemek değildir. Birilerinin “yahu bir dur hele” demesini sağlamaktır. Bir noktadan sonra pek çok kişi ve şirket, belirli bir tanınmışlık seviyesinin altındaki kişiler tarafından iletilen her türlü konuya karşı dokunulmaz olurlar. Birbirlerini korumak için bu kişi ve şirketler, aralarında iş birliğine gitmekten de asla çekinmezler. Rakiplerin olmadığı bir ortamda alan memnun, satan memnundur.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Özetleyecek olursak, bir yöneticinin, çalışanlarını çok iyi tanıması gerekir, onlarla birinci ağızdan görüşmesi gerekir, fikirlerine, sebeplerini sorup öğrenerek ilgi göstermesi gerekir. Eğer bir yönetici, yaşına, parasına, konumuna, ününe aldanıp, bunların hiç birisini yapmazsa, çevresini küçük görmeye devam ederse, o küçük gördüğü kişilerin gözünde zerre gram değeri olmaz. Tiksinilen bir kişi olduğunu hissetmesi insanı mutlu etmeyecektir. Genellikle kavgalar böyle durumlarda çıkmaz mı zaten? Kişisel gelişim kitapları çok güzel kaynaklardır, fakat yarım yamalak uygulanması önce okuyan olmakla beraber herkese zarar verir ve bu kişilerin psikolojik bir yardım almalarına da sebebiyet verebilir. Psikolojik  yardım dedim, çünkü; insan kendisini bir şeye inandırmaya başladığı andan itibaren, kendi psikolojisiyle oynuyor demektir, aslında beyniyle oynuyor demektir. Bunu başarabilen Einstein&#8217;ın çok farklı bir yer vardır, fakat başaramadan o kadar oynarsanız o beyinle, etraftaki psikoloji merkezilerinin sayısı giderek artar. En kötüsü de, bir problemi olmadığını düşünen kişilerdir. Ben deliyim diyenden ise, genellikle korkmamak gerekir.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Bu yazıyı yazarken, elimde olmadan bazılarını incitmiş olabilirim ve böyle bir durum varsa, bunu istemeden yaptığımı belirtmek isterim. Bu yazı sinirli bir vakitte yazılmamıştır, bir kin ya da sinir harbinden kurtulma çabası hiç değildir. Özellikle bilişim dünyasında ( son zamanlarda güzel çalışmalar olsa da ), neden belirli seviyeleri geçemediğimizi sorgulayıp, suçu bazen devlete atıyoruz, bazen şirket sahiplerine atıyoruz, bazen çalışanlara atıyoruz, bazense, kullanıcılara atıyoruz! Oysa ki, sorunların altında psikolojik sorunlar da var ve bu sorunların doğduğu yer, battığı yer de olabileceği gibi, şirketlerin içidir. Psikolojik sorun, “delirme” hali anlamında değildir. İnsanların çoğunda belirli miktarlarda sorunlar vardır ve olmalıdır da çünkü yaşıyoruz ve düşünüyoruz.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;">Bir istek olmadan, kahramanımız ne yapsın?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;">Bu isteğin sonucunda bir harekete geçme eylemi olmasa, bir şey istemenin anlamı ne olsun?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;">Herhangi bir engelle karşılaşılmadığı sürece, bu eylemin başarısı ne olsun?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;">Sorunlar zirveye çıkmadığı sürece, çözümün zevki ne olsun?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;">Çözümlere ulaşılamadığı sürece, bu kahraman ne yapsın?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"><span style="font-family: Georgia,serif;"> Yazıyı inatla ve sabırla buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Her yönetici aynı değildir, her çalışan da ve tabii ki her insan da. Birazcık “gerçekten” gülümsemekse, çoğu zaman pek çok ciddi sorunu çözebilir. Denemesi bedava (:</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"><br />
 </span></p>
<p align="left">Ek: <a title="Hasta Adamlar" href="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2009/06/hasta_adamlar.pdf" target="_blank">Hasta Adamlar</a> (pdf)</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cahit.hayalet.net/blog/441/hasta-adamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Geleceği Yakalamak</title>
		<link>http://cahit.hayalet.net/blog/371/bir-gelecegi-yakalamak/</link>
		<comments>http://cahit.hayalet.net/blog/371/bir-gelecegi-yakalamak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 14:01:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cahit Crcioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[.net]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[apple]]></category>
		<category><![CDATA[blackberry]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[iPhone]]></category>
		<category><![CDATA[java]]></category>
		<category><![CDATA[microsoft]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[nokia]]></category>
		<category><![CDATA[oracle]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sun]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[windows]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cahit.hayalet.net/blog/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[Bir Geleceği Yakalamak Cahit Çerçioğlu Nisan, 2009 Türkiye internet sektörüne hızlı ve güzel girdi. Türkiye insanı teknolojiyi seviyor. Türkiye üniversitelerinden mezun olanlar ya işletmeci ya yazılımcı oluyor. Elbette başka bölümlerden de mezun var, ama Türkiye de pek çok farklı meslekten, bilişime kayma olduğunu hatırlatmak için bu şekilde bir cümle kurdum. Tek başına bakıldığı zaman elbetteki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='wpfblike' style='height: 40px;'><fb:like href='http://cahit.hayalet.net/blog/371/bir-gelecegi-yakalamak/' layout='default' show_faces='true' width='400' action='like' colorscheme='light' send='false' /></div><p><br class="spacer_" /></p>
<p align="center"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: large;"><strong>Bir Geleceği Yakalamak</strong></span></span></p>
<p align="center"><em>Cahit Çerçioğlu</em></p>
<p align="center"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><em>Nisan, 2009</em></span></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><em><br />
 </em></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Türkiye internet sektörüne hızlı ve güzel girdi. Türkiye insanı teknolojiyi seviyor. Türkiye üniversitelerinden mezun olanlar ya işletmeci ya yazılımcı oluyor. Elbette başka bölümlerden de mezun var, ama Türkiye de pek çok farklı meslekten, bilişime kayma olduğunu hatırlatmak için bu şekilde bir cümle kurdum. Tek başına bakıldığı zaman elbetteki bir anlam teşkil etmiyor. “Yazılımcı Oluyor” kısmında, olmakla kasıt, iş bulmak değil, o  eğitimi almak anlamında. Fakat benim şöyle bir görüşüm var; bitirdiğiniz bölümün ünvanını, o işi iyi yapana dek haketmezsiniz. Evet “Yazılım Mühendisliği” bölümü mezunuyum denir tabii ki, özgeçmişe de yazılır. Kocaman MBA yazısını görmek, göstermek insanların hoşuna gider. Fakat Türkiye&#8217;de, teknolojiyle ilgili bölümlere bakacak olursak, çoğu yazılımcı olarak büyüyor. Bilkent, Odtü gibi özel projelerle öğrencilerine destek veren okulları ve Tübitak gibi kurumları bunun dışında bırakıyorum.</span></p>
<p align="left"><span id="more-371"></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Yazılımcı olanlar neler yapıyor peki? Özellikle “java” programlama dili kullanan, özel ve kamu kuruluşlarına iş yapan, ulusal ya da uluslar arası bir şirkette çalışmaya başlıyorlar. Bunlara alternatif olarak .NET ve web projeleri oluşturmaya elverişli çeşitli dilleri kullanıyorlar. Çalışan için bir süre bir problem yok. Peki aradan seneler geçtikçe çalışan neler düşünmeye başlıyor olabilir? Bir çoğu ( “Bir çoğu” kavramına, şahsen gördüğüm örneklerden yola çıkarak varıyorum. ), iş sırasında etrafında gördüklerinden ve yaşadığı tecrübelerden dolayı, ego tatmini, daha yüksek maaş, sosyal statü vb durumlardan dolayı yükselme sevdasına kapılıyor. Bu kişilerin bir kısmı da, farkında olmadan kendilerinin olmayan bir hayatı yaşıyorlar. Geri kalan kısmı ise, bilmelerine rağmen başka çareleri olmadığı için bu sıkıntıyı göz göre göre çekmeyi kabul ediyorlar. Bu durumu sıkıntı yapan şey, “zorunlu olma” durumu.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Bulunduğu şirkette yükselmenin ya da sosyal statüde daha üst konumlara ulaşmanın birinci sırada olmadığı bir kesim de bulunuyor. Bu kişiler seneler geçtikçe daralıyorlar, yeni şeyler yapmak, dünyayı takip etmek istiyorlar. Belki de sadece tek bir kişinin kullanacağı bir projede yer almak, zorunlu olarak, artık kimsenin takip etmediği ve popüler olmayan şeyleri yapmak zorunda olmak insanlara sıkıntıyı veren şeyler. Burada, yaptığı işi sevmemekle yapılan şeyleri sevmemek arasında ince bir fark var. İşini sevmeyenler konumu dışında kalıyor. Geri kalan kesim ise, şirketin kendini yenilemesi ve gündemi takip edebilmesiyle ilgili. Bu noktada, düzenli olarak aynı işleri yapmak zorunda olan şirketleri de ayrı tutmamız gerekiyor, fakat onların yönetilmesi sırasında da çalışanları canlı tutmak için yeni şeyler denemeleri gerekir elbetteki.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Türkiye&#8217;de güzel şeyler oluyor artık, zamanında cesaret edebilen kişilerle (girişimciler!) daha da hız kazanarak ilerledi internetimiz ve projelerimiz. Günümüzde de bu girişimciler çalışmalarına devam ederken, bazıları, yeni girişimcilerin çıkabilmesi için her türlü çabayı göstermeye çalışıyorlar. Bunların içerisinde bu ilerlemeyi anlatan, yenileri motive eden kitaplar yazanlar da var. Neyse ki var.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Kitle iletişim araçlarına baktığımızda (Gazete, sinema/fotoğraf, televizyon, radyo, internet ve internetin oluşturduğu medya), özellikle internetin şu an hayatımıza oldukça girdiğini görebiliyoruz. ( daha da girecek! ) Yani internet ya da internet teknolojilerini kullanarak gerçekleştirilen projeler, girişimler artıyor. İnterneti sadece ufak araç olarak kullanmaya başlayan şirketlerin bile bir kısmı buna dahil olabilir. Web 2.0, Web 3.0 diyerek, dönem dönem kullanılması gereken ya da kullanılması hoş olabilecek olan kuralları, kendi kendimize belirleyip, kendi kendimize sınırlar çizerek ilerliyoruz. Sorumuz, bu bariyerlerde yeterince etkili olup olamadığımız.. Her ne kadar bu sınırları çizerken mevcut akademik araştırmalar, teknolojik gelişmeler ve kullanıcı alışkanlıkları önemli olsa da, bunları da alıp masaya vuran birilerinin olduğunu kabul etmek gerekir. Bunlar birer kişi ya da şirketten öte, ortaya atılan, savunulan, destek verilen fikirler.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;">Türkiye&#8217;de yer alan bazı projelere göz atalım:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;">gittigidiyor.com: Henüz, alternatiflerinin kendisine yaklaşamadığı bir girişim. E-Bay&#8217;in Türkiye versiyonu. ( gittigidiyor ve e-bay ortaklığını kastetmiyorum. )</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;">yemeksepeti.com: Telefon aramadan, dilediğiniz yerden dilediğiniz yiyeceği, “hatalı sipariş mi aldılar acaba” endişesi yaşamadan sipariş vermemizi sağlayan ve yapısından dolayı, televizyonlara ( örnek: digiturk ) vb sistemlere taşınabilen bir girişim.</span></p>
<p align="left">Pasaj.com: Etsy.com&#8217;un Türkiye versiyonu. Proje güzel yürütüldüğü ( tanıtım, toplu görüşmeler, bireysel çalışmalar&#8230; herşey) zaman, Türkiye&#8217;de eski nesli zorlayarak yeniye alışıtrmaya çalışan, bunu başarırsa Türkiye&#8217;nin ekonomisini, psikolojisini oldukça iyi yönde etikleyebilecek, aynı zamanda genç nesli de belirli noktalarda yakalayabilecek bir proje.</p>
<p align="left">Hepsiburada.com: İşini kusursuz yapmaya çalışan, teknolojiyi takip açıdan biraz yavaş da ilerleseler, temiz ilerlediklerine inandığım bir elektronik satış sitesi.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Bu projelerin bazıları cesarete, bazıları ise “acaba” ya dayanarak yola çıkılan projeler. Hızlı ilerliyoruz internet konusunda, evet, fakat sorunumuz, standartlara ulaştığımızı sanıp ucunu bırakmak. Amacımız, ilk olarak standartlara ulaşmak olmalıdır. Standartlara ulaşmadan daha ilerisine geçemeyiz. Standartları oluşturmak gibi bir heves olursa, burada ilk olmak gerekir. Siz ilk “blog” (günlük) hizmetini sunarsanız, blog kavramını siz açarsınız. Son diğerleri gelir, blog hizmetinizin aynısını hazırlar, bu standartlara ulaşma basamakları sona erdiğinde ise, standartı belirleyenler için kabus zamanları başlar, artık yeni bir rakip vardır. ( “kabus” olumsuz bir kelime olsa da, rekabetten zevk alarak bu işi yapanlar da çıkacaktır. Zaten bu durumda herşey daha güzel ve hızlı ilerleyecektir ). Bu yeni rakip, yeni standartları belirleme şansını yakalamanın yanı sıra, gelecek için de her zaman hazır olabilecekler arasında yerlerini alacaklardır.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Web alanında bunlar yaşanırken, cep telefonları da ilerlemeye devam ettiler. Cep telefonu dünyasının tarihine girmeden günümüze bakalım.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Uzun bir zamandır, cep telefonunda internet var. Nokia 7110 ile numara çevirerek internete girdiğimi hatırlıyorum ( ki internet dediğim aslında WAP dünyasıydı ). Tabii ki el bilgisayarlarının yerleri ayrı. Telefonlar da zamanla beraber, &#8211; sadece “aranmak” &#8211; görevini yerine getirmekten çoktan çıktı. Nokia 6600&#8242;ın ilk çıktığı zamanlarda, program arayıp dururduk, favori programım sanırım mp3 çalardı. O zamanlar cep telefonuyla mp3 çalıyor olmak özel bir şeydi. Derken Amerika&#8217;da iPod çılgınlığı yaşanmaya başladı. Cep telefonundan daha ince ama biraz daha büyükçe, dokunarak şarkı seçip dinleyebildiğiniz, apple&#8217;ın çıkardığı uygulamaları yükleyebildiğiniz bir cihazdı. Eskiden kaset çalarların tamamına “walkman” denilmesi gibi, mp3 çalarlara da iPod denilmeye başlandı. ( mendile de “selpak” diyoruz ). Bu sırada, dokunmatik telefonlar çeşitlenmeye başladı, zaten uzun zamandır var olan, üzerinde neredeyse hiçbir şeyin imkansız olmadığı windows mobile işletim sistemli el bilgisayarları, yerlerini dokunmatik ekranlara bırakmaya başladı. Dokunmatikle kastettiğim, parmakla kullanabilmek. Aksi taktirde dokunmatik ekranlar ve cihazlar uzun zamandır zaten mevcuttu. Kalemle kullanılırdı. ( hala öyle bir çoğu ) Kalemle kullanılan şeyler de bana cazip gelmiyordu açıkçası, ayrıca çok da rahatsız edici buluyordum hem estetik olarak hem de kullanım açısından. ( Bu kişiden kişiye değişebilir bir şey elbette ) Derken, Amerika&#8217;da iPhone çıktı, Avrupa için yeniden güncellendi ve daha yenisi iPhone 3G çıktı. Türkiye&#8217;de de 26 Eylül 2008 tarihinde satışa sunuldu..</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Satışa sunulmasıyla beraber insanlar bir uygulama/proje peşine düştü. (Türkiye&#8217;den bahsediyorum). Bunların çoğu vazgeçti; çünkü ya zor geldi ya da iPhone a uygulama gerçekleştirilmesi için gerekli bir platform oluşturamadı. ( mac ) Bunların dışında kalan seçenekler ise daha kötü..</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;">Geriye kalanlar tabii ki genelde şirketlerden oluşuyor. Mobil sektör için yeni kurulan firmaları dışarıda bırakıyorum. Diğer şirketler iPhone ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları için, yanıltıcı haberleri gerekli araştırma olmadan derhal benimsediklerinden dolayı ya da ilgili iş gücünü ayıramadıkları için iPhone projelerine girmemekteler,, iPhone konusunda uygulamalra iş gücü ayırabilen şirketler, bilinirliklerini artırmak aynı zamanda da tecrübe kazanabilmek için, diğer şirketlerle anlaşarak, onların ürün çıkartmasına yardımcı olmaktalar. Buraya kadar her şey güzel görünse de; ne yazık ki bazen durumlar değişebiliyor: iPhone projelerini gerçekleştiremeyen şirketler, iPhone&#8217;un pazar payına ya da kullanım oranına takılıyorlar. Genellikle bu rakamlar, kulaktan kulağa iletile iletile çok farklı noktalara gelebiliyor ve en son, duyduklarını mikrofona söyleyenlere geldiğimizde, hatalı yönlendirmelerin yapılabildiğini görüyoruz ya da hatalı yorumlamalarla sunulan bu haberler, olumsuz şeylerin gerçekleşmesine sebebiyet verebiliyor. Bu durum, kendi tecrübeleriyle mobil sektörü takip etmeyenler için dezavantaj oluşturabiliyor; çünkü inanmak durumunda hissediyorlar tüm grafiklere. Bazıları buna sessizce inanırken, diğerleri bunu bir savunma olarak kullanarak, iPhone uygulamalarına girmemelerini haklı olarak göstermeye çalışıyor. ( yeni bir şey olduğu için, <strong>her</strong> açıdan korkuyor da olabilir bazıları ). Bahsi geçen haberler ve hatalı yorumlar üst noktalardan yayılacak olursa ülkeye, o zaman bu kişileri/şirketleri takip eden kişi ya da şirketler, olumsuz düşünmeye başlayıp, akıllarında varsa da mobil işlerinden uzaklaşacaklardır. Sadece yurt içi değil, yurt dışından bakan birisi, Türkiye&#8217;nin genel kararı, gibi görebilir. Eğer bir ülkede, bu tür işleri yapan kişiler, benzer sebeplerden uzak duruyorlarsa, bu işte bir yanlışlık var demektir. Ya ben yanılıyorum, ya da bu şirketler.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Şirketler yanılıyor. Nasıl bu kadar cesaretli konuşabiliyorum? iPhone Türkiye&#8217;de diğer telefonlara oranla az miktarda satıldı. Dünya çapında da iPhone sayısı diğer telefonlardan daha az görünse de, bu rakam giderek artmakta. iPhone ilk çıktığında öyle bir talep oldu ki, bir süre için piyasada iPhone bulunamamıştı; playstation 3 alacak gibi sırada bekleyenleri hatırlıyorum. Bu durumun iyi bir pazarlama sonucu olup olmaması önemli değil. Gerçek şu ki gelecekte mobil de var! Şu an için “Tek” bir Türkçe içerikli uygulama yaparak iPhone üzerinden kazanabilecek rakam normal koşullarda $1000 civarında. Sürümden kazanmanın dışında bu şekilde bir şirketi ayakta tutmak zordur. Bu noktada da geçimini bu şekilde sürdürmek isteyen bir şirketin, çok doğru firmalara (ücretli) teklif götürmesi gerekir. Teklifi alan firma ise, eğer şirketin vizyonuna, konumuna uyuyorsa, trendleri takip ettiğini göstermek için, kullanıcılarına, hayranlarına olabildiğince ulaşmaya çalıştığını göstermek için, reklam için, prestij için bu işi kabul edebilir. ( iyi de yapabilir ) Bunun dışında, küresel (ve başarılı ) bir proje üreterek, iPhone aracılığı ile $100.000 civarı kazanmak da mümkün. ( bu rakamın çok üstünde kazananlar da bulunuyor ). Fakat firmalar hareket etmedikçe, bulundukları konumu korudukça bu rakamlara ulaşabilme ihtimalleri düşecek; çünkü oyun üreticileri / diğer platformlardaki yazılım firmaları da projelerini iPhone a genişletmeye başlıyor. Yani gecikildiğinde, rakipleriniz Electronic Arts olacak, Microsoft olacak, Google olacak..</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Haziran 2009&#8242;da iPhone&#8217;un yeni işletim sistemi iPhone os3.0 çıkıyor. Bununla beraber, pek çok “telefon” kullanıcısının eleştirdiği ve “eksik” telefon olarak nitelediği telefon tamamlanıyor. MMS, kopyala/yapıştır gibi özellikler geliyor. Bu özellikler birer şaheser değil ve çeşitli telefonlarda bazıları zaten vardı. Aslına bakarsak bunlar zaten var olan fakat planı ilerideki bir tarihe bırakılan özelliklerdi, Apple şu an için tüm bu şikayetleri ortadan kaldırıyor ve “evet koyduk, ya şimdi?” diyor. Oysa ki asıl olayımız bu değil. iPhone OS3.0 ile beraber, daha önce özellikle Windows Mobile ile birlikte neredeyse limitsiz olan yazılım özgürlüğünü ( ki özgürlük ile limitin aynı cümlede kullanılmaması gerek aslında ), iPhone a getiriyor. Öyle ki, örneğin bir elektrik-elektronik öğrencisi, kendi ürettiği bir robotu, fiziksel (telefonun altındaki bağlantı kısmından kabloyla ) ya da kablosuz olarak (bluetooth, wi-fi, gsm) iPhone&#8217;una bağlayabilecek. Telefonunu eğdiğinde, robotu da eğilecek, telefonunda çalan bir müziği robotun ağzındaki ufak hoperlöre verebilecek.. Aklınıza gelebilecek her türlü elektronik cihazı her türlü şekilde dışarıdan kontrol edebildiğinizi düşünün. Sınırı sizsiniz&#8230; Evet bu windows mobile da ya da diz üstü bilgisayarlarda zaten olan bir şey değil mi? “Bil-gi-sa-yar”&#8230;</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> iPhone OS3.0 ile beraber bir de push notification servisi devreye giriyor. Bu servis e-mail kontrol etmenizi sağlayan bir servis değil. Uygulamalarınız kapalı olsa bile, yüklediğiniz uygulamanın size bildiri yollayabilmesi anlamına geliyor. Bunu sağlayan Apple&#8217;ın kendi sistemi, iPhone&#8217;un donanımsal özelliği değil. Örnek verelim: Piyango biletinize ne kadar ikramiye çıktığını merak ediyorsunuz, iPhone&#8217;unuza “Piyango” uygulamasını yüklüyorsunuz ve bilet numaranızı girdikten sonra, biletinize ne kadar isabet ettiğini görebiliyorsunuz. Peki&#8230; burada az önce bahsettiğim yeni servis nasıl kullanılabilir? Bileti alır almaz, iPhone dan uygulamanızı açıyorsunuz, bilet numaranızı ve tarihini giriyorsunuz ve bilet aldığınızı unutuyorsunuz. Sonuçlar açıklandığında, telefonunuza otomatik olarak biletinize ne kadar bir ikramiyenin isabet ettiğini belirten bir mesaj alabiliyorsunuz! Arkadaşınız size kısa mesaj göndermiş gibi, fakat kısa mesaj değil.. Ya da maç sonuçlarını düşünebilirsiniz. Borsayı düşünebilirsiniz. Evinize bağlattığınız güvenlik kamerası eğer bir hareketi algılarsa, telefonunuza kısa mesaj göndermek yerine doğrudan o görüntüyü size ulaştırabilir, bunun için kolaylıkla yönlendirilebilirsiniz. Buradan inanılmaz bir gelir kaynağı çıkıyor! Bakın, ilaç hatırlatma servisi gibi basit bir servis bile düşünebilirsiniz, kullanıcılara bu servisi tabii ki ücretli sunabilirsiniz. iPhone arka planda çalışan uygulamalara izin vermiyor ( mantıklı sebepleri var, bu farklı bir konu ). Bu noktada ilaç hatırlatmak için bir uygulama yapsanız bile, bu uygulamayı sürekli açık tutmak zorunda kalırsınız. Uygulama açıkken telefon gelirse, uygulama kapanır, tekrar açmanız gerekir. Bu yeni hizmeti fiziksel olarak, siz evde otururken, özel bir kuryenin gelip, sadece size özel paketi size vermek için kapınızı “üç” kez çalması, kapıyı sekreterinizin açıp, ilgili kişiyi ya da elindeki paketi size kadar getirip vermesi. Buradaki olası sorun ise evde olmamanız (telefonunuzun kapalı olması), öyle bir durumda da, kurye tekrar deneyecektir zaten size paketi ulaştırmayı.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> iPhone OS3.0 ile gelen çok önemli bir diğer kabiliyet ise, uygulama içerisinden alış-veriş. Yani normal koşullarda $1000 kazanarak sattığınız bir uygulama ( $1 dan pek çok satış ), kendi içerisinde zamanla yeni modüllere gereksinim duyarak kullanıcıyı yönlendirebilecek ( o şekilde yapmalısınız, o tür projeleri düşünmelisiniz ) ve $1 a satılan uygulama, kişi başına $1 değil, belki $100 kazandiracak. Bunu küresel bir projeye uyarlamayı başarırsanız, ardından dükkanı kapatıp, karayip adalarına yerleşebilirsiniz ya da maldivlerden ada alabilirsiniz. Bunlar havada kalmasın diye bir örnek vereyim, Sims oyunu, iPhone a geliyor. ( sims, bir tür “yaşam” simülasyonu çok kaba tanımıyla ). Telefonunuzda karakterinizi büyütüp, okula gönderirken, giydiği ayakkabıyı sayın alabileceksiniz. Evi döşerken sanal müzik seti satın alabilecek içerisinde ipodunuzda yer alan müzikleri dinleyebileceksiniz oyunu oynarken. Bunu oyunla sınırlandırmayıp, sanal kütüphane uygulaması için de düşünebilirsiniz. $1 a bir sanal kütüphane uygulaması satıp, içindeki her bir kitabı da yine $1 a satabilirsiniz&#8230; Yine projeler sizle sınırlı. Şu haliyle bile Türkiye&#8217;de az kullanıcısı olduğu tespit edilen iPhone, iyi paralar kazandırabilir. ( her ne kadar henüz bir firmanın yakın geleceğini mobil projelerin eline bırakmamasını söylememe rağmen ) Bu bahsettiğim uygulamaların, haziran&#8217;da ya da temmuzda, iPhone OS3.0 çıktığında indirilebilecek ilk uygulamalardan olacağına emin olabilirsiniz.</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Bu yazdıklarımda özellikle üzerinde çok konuşulan ve özellikle sosyal medya şirketleri tarafından dışlanıp kapıda bırakılan, yetenekli ufak bir çocuk olan iPhone üzerinden konuştum. Oysa ki, bu özellikler kesinlikle kopyalanıp ( çoktan benzer işlemleri yapan sistemler hazır olmak üzere diğer firmalar tarafından ), daha da geliştirilecektir. Bunların içerisinde, Blackberry, Samsung, LG, HTC, Nokia da olacak. Nokia satışlarda önde görünse de, oldukça zarar ettiği zamanlar içerisinde. Symbian araştırma ve geliştirme projeleri için bankalardan oldukça yüksek rakamlar aldı. Eminim ki ileride dudak ısırtacak şeyler çıkartacaktır Nokia. ( Özellikle nano teknoloji konusundaki hayallerine inanıyorum ). Satış istatistiklerinin doğruluğu ya da yanlışlığını düşünmekten öte,  sadece satışlara göre değil, interneti kullananlara göre de bakılmalı bu grafiklere. Nokia&#8217;nın pazar payına bakıldığında, sahibi olduğu yüzdelik dilimin içerisinde ne kadar bir kısım gerçekten internet tabanlı ya da benzeri uygulamaları çalıştırabilecek modelleri ya da telefon sahiplerini barındırıyor? Nokia&#8217;nın çok telefon satması, inanın normal koşullarda hiçbir işinize yaramaz. Nokia&#8217;nın yeni nesil  çıkardığı, özgürca yazılım geliştirilebilen, görsel dosyaları sonuna kadar kullanabilen ( müzik, fotoğraf, video ) ve interneti rahatça kullandırtabilen telefonları ise kesinlikle işimize yarar! Söz konusu olan aslında iPhone ya da Nokia değil yani. Aksi taktirde, Google tarafından hazırlanan Android işletim sistemli telefonlar, ve çeşitli mobil cihazlar, Android için hazırlanan uygulama dükkanları ( android app store ). Nokia&#8217;nın yine benzer uygulama satış mekanizmaları, bunların hepsinden zaten haberdarız, sürekli bir gelişme var. Önemli olan onu başındayken yakalamak. </span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Biraz teknik detay olacak; ama, bu ürünlerin şu anını, geleceğini etkileyebilecek şeyler de oluyor sürekli. Örneğin, Oracle, Sun&#8217;ı satın aldı. ( Sun Java&#8217;nın sahibi idi ) Google Android, Java üzerine kurulu. Blackberry OS, Java uygulamalarla çalışıyor ( midp 1, midp 2 ), Nokia java uygulamalarla çalışıyor aynı şekilde. ( Nokia, ayrıca symbian işletim sisteminde daha özgürce çalışabilen c++ da kullanıyor tabii ki). Bu durumda Oracle ile Google arasında neler olacak, Nokia ile neler olacak, BlackBerry ile neler olacak&#8230; Belki Nokia, Symbiana özel uygulamalara daha çok ağırlık verecek. Nokia ve BlackBerry&#8217;nin sıkıntısı javadan dolayı, standartın izin verdiklerini, işletim sistemi geri alıyor. Java ile telefonun pek çok özelliğine ulaşamıyorsunuz. ( android bambaşka bir şey, onu dahil etmiyorum. ). Nokia&#8217;nın symbian a özel geliştirilebilen yazılımlarında ise neredeyse sınır yok, fakat dökümantasyonu da yok!(gerçek anlamda) Forumları var evet fakat 10 senedir her şey mi aynı kalır? Nokia&#8217;nın ufak bir sorunu var, onu da yakında çözeceklerdir. Uygulama geliştiriciye ne kadar yardımcı olurlarsa, onlar da Nokia ya yardımcı olacaktır. Bir diğer nokta da, bu işletim sistemlerinin farklı modellerde de kullanılabilmesi. Bundan dolayı bir modelde sağlıklı çalışan bir uygulama, aynı markanın diğer bir modelinde sağlıklı çalışmamaya başlıyor; platformlar arası uyumunda artırılması gerekiyor. Bunun yanı sıra, Nokia&#8217;da arka planda uygulama çalıştırılabilme izni var fakat uygulama geliştirenlere biraz daha yardımcı olması lazım Nokia&#8217;nın. iPhone yine yaz ayında yeni bir modelini çıkartacak büyük ihtimalle ( donanımı daha kuvvetli ). Yeni sensörler, daha  kuvvetli işlemci ve hafıza en basit yeniliklerden olacaktır. Bununla beraber çok uzun zamandır NVIDIA&#8217;nın HD tabanlı cihazının üzerinde çalışıldığını da biliyoruz ( prototipi tanıtılmıştı zamanında ). Sürekli bir kıpırdanma ve heyecan var!</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Bu kıpırdanmalara açık olmak gerekiyor, yenilikleri takip etmek, zihni açık tutmak gerekiyor. Yakında iki boyutta kullandığımız internet sayfalarını kullanma alışkanlığımızı değiştirmeye başlayacağız. Yemek siparişi verirken 3B ( üç boyutlu) sanal bir restoranın içinde dolaşarak vereceğiz. Kitap siparişi verirken, mağazadan içeri girip, ilgili bölümü arayacağız, ardından raflara dizilmiş kitapları kapak tasarımlarından ya da fiziksel diğer özelliklerinden de tanıyarak alıp kasaya götürebileceğiz. HTML dediğimiz web dili yerini farklı dillere bırakabilir. ( popülerlik olarak ). Örneğin tam şu anda, internet tarayıcınız aracılığı ile üç boyutlu bir gittigidiyor&#8217;un, hepsiburada&#8217;nın yapılabileceğine, dinamik olarak gerçek zamanlı bir şekilde, internet tarayıcısının, web sunucusunun, kullanıcının aralarında iletişim gerçekleştirebileceğine inanmıyor olabilirsiniz, fakat teknik olarak bu bahsettiğim konu bile şu an mümkün. Bu konu da başka bir konu, oraya da cesaret edenler bir adım önde girecek. ( Muhtemelen “Sims” oyunu burada da kendisini gösterecek, oyun firmaları beklemediğiniz şekilde elektronik ticarete de girebilirler yakında kendi işlerini dağıtmadan ). İşte mobil projeler de en az bu kadar önem taşıyor. Google android sadece ekrandan oluşan bilgisayarlara girmeye başladı bile. ( Gazetenizi büyük bir ekrandan okuyabilirsiniz örneğin ) ya da bu büyük ekranlar aracılığıyla oyunlar oynanabilir, yine sonu yok. Google gibi, Apple&#8217;ın da benzer bir ürün çıkartacağını düşünüyorum, yakın zamanda bolca özel ekran siparişi verdiği konuşuluyor. iPhone&#8217;un telefon olmayan büyük halini görmek sanırım zaten kimseyi şaşırtmazdı. Bakın, bunların hepsi de mobil cihaz! Telefon diye bakılmamalı sadece. Bir tanesinden başlamadığı sürece de, diğerlerine atlanılması o kadar kolay olmayacaktır. Vizyonunuzda sadece kiosklar varsa, derhal değiştirmeniz, genişletmeniz gerekiyor ( eğer kiosk firması değilseniz ).</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> (Amacımız “sürekli olarak” başkalarının koyduğu limitlerce yaşamak değilse ) Yukarıda yazdığım her şeyi tüm yeni nesil mobil cihazlar için düşündüğümü bilerek tekrar bir analiz edin. Aslında savunduğumu sandığınız iPhone değil, Türkiye&#8217;nin kesinlikle yakalaması gereken mobil dünyası. ( mobil dünyası ile kastettiğim, cep telefonlarına indirilen ufak oyunlar, melodiler, fotoğraflar değil ) Henüz şans varken, bariyerlere koşmaya çalışanlardan olmaktansa, biraz da belirleyebilen olabilelim. Gerekiyorsa firmaların vizyonlarını revize etmeleri gerekecek. Ya da vizyonlarına paralel olarak devam ettirilmeli; fakat, eğer siz bu çocuğu şimdi kucaklamazsanız, altını temizlemezseniz, yarın bir gün elini tutmakta da zorlanırsınız, size anne baba dedirtmekte de.. Özellikle önde gelen internet, teknoloji, sosyal medya, oyun şirketlerinin, ilgili haber sitelerinin ve tanıtımdan sorumlu kişilerin, ekonomik sebeplerden dolayı Türkiye&#8217;nin mobil trenini (tren zaten mobildir evet) kaçırmasına engel olması gerekiyor. iPhone&#8217;dan TAM “şu an “ için Türkçe içerikle para kazanmak için zeki bir proje üretilmesi gerekiyor evet. ( 2009 yazına kadar, yani 3 ay sonrasına kadar. Sonrasında bu bahane işe yaramayacaktır. ) Fakat durum her ne olursa olsun, özellikle bahsettiğim konularda ismi ilgili kişilerce telaffuz edilebilen kişi ve firmaların, ( önde gelenler denilebilir, cesaret edenler denilebilir, eski girişimciler denebilir ), ellerini mobilden çekmemeleri gerekiyor. Tamam kimse kazanmasın, ama ucundan bi evlat edinin bakalım.. Ne kaybedilebilir ki? Emin olabilirsiniz ki, yanınızda çalışan arkadaşlarınız, çalışanlarınız zaten bu konulara heveslidir ve sizden teklif bekliyordur. Özel bir karşılık beklemeden bu konuda çalışabileceğine emin olabilirsiniz. Sadece, lütfen biraz daha duyarlı olun. Belki farkında değilsiniz ama, bulunduğunuz noktanın sorumluluğu çok büyük. İnsanlar sizi takip ediyor, sizi izliyor. Yurt içi ve yurt dışı. Mobil dünyada bir şeyler üretmeye çalışanları da kendinizden ayrı tutmayın, tutarsanız, ülke kazanamaz, siz de kazanamazsınız. Sorumluluğunuzun farkında olun ve ilk başta elinden tutması gereken kişiler olarak mobil dünyayı kaldırımın diğer tarafına alıp o şekilde yürüyün. Yol tarafında yürütmeyin çocuğu&#8230;</span></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Bu yazıyı tek bir seferde yazdığımdan dolayı atladığım, detaylandıramadığım ( haliyle yanlış anlaşılabilecek ) kısımlar olmuş olabilir. Bunun dışında, bu yazı kesinlikle herhangi bir kişiyi ya da şirketi rencide etmek için hazırlanmamıştır, olsa olsa ufak sitemler barındırıyordur; fakat, istemeden kırmış olabileceğim kişiler olabilir, dediğim gibi böyle bir durum olursa kasıtlı değildir. Yazıyı buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"><br />
 </span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Georgia, serif;"><strong>Teşekkürler</strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Georgia, serif;"> Hakan Bahçıvancı&#8217;ya, özellikle Sun, Nokia, Android konusundaki tecrübelerini ve görüşlerini paylaştığı için teşekkür ederim.</span></p>
<p align="left">Ek: <a title="Bir Geleceği Yakalamak" href="http://cahit.hayalet.net/blog/wp-content/uploads/2009/04/gelecegi_yakalamak.pdf" target="_blank">Bir Geleceği Yakalamak</a> (pdf)</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cahit.hayalet.net/blog/371/bir-gelecegi-yakalamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

